Yüz dolgusu, yaşlanma belirtilerini azaltmak, yüz hatlarını belirginleştirmek ve hacim kaybını gidermek amacıyla uygulanan enjeksiyon temelli estetik bir işlemdir. Hyalüronik asit gibi dolgu maddeleri kullanılarak cilt altına hacim kazandırılır.
Yüz dolgusu hangi bölgelere uygulanır sorusu, tedavi hedeflerine göre değişir. En sık uygulama alanları arasında elmacık kemikleri, nazolabial çizgiler, dudaklar, çene hattı ve göz altı bulunur. Her bölgeye uygun özel dolgu formülleri kullanılır.
Yüz dolgusu kalıcı mı sorusu, kullanılan maddeye göre farklılık gösterir. Hyalüronik asit bazlı dolgular genellikle 6–18 ay etkisini sürdürürken, daha uzun etkili yarı kalıcı dolgular da mevcuttur. Etki süresi kişinin metabolizmasına da bağlıdır.
Yüz dolgusu sonrası dikkat edilmesi gerekenler arasında işlem bölgesine baskı yapmamak, ilk 24 saatte yoğun mimiklerden kaçınmak ve yüzü aşırı sıcak-soğuk ortamlardan korumak yer alır. Uygulama sonrası hafif ödem veya morluklar görülebilir, geçicidir.
|
Bilmeniz Gerekenler |
Bilgi |
|
Tanım |
Yüz dolgusu, cilt altına enjekte edilen özel maddelerle hacim kaybı yaşayan bölgelerin doldurulması, kırışıklıkların azaltılması ve yüz konturunun yeniden şekillendirilmesini amaçlayan estetik uygulamadır. En sık kullanılan madde hyaluronik asittir. |
|
Uygulama Süresi |
Genellikle 15 – 30 dakika sürer. Hızlı ve ofis ortamında uygulanabilen bir işlemdir. |
|
Anestezi |
Çoğu dolgu maddesi lokal anestezik içerir; ayrıca bölgesel uyuşturucu kremlerle konfor artırılabilir. |
|
Uygulama Bölgeleri |
Elmacık kemikleri, nazolabial çizgiler (burun- ağız arası), dudak çevresi, çene hattı, göz altı, alın ve şakak bölgeleri gibi çok sayıda alana uygulanabilir. |
|
Etki Süresi |
Hyaluronik asit dolgular 6-18 ay arasında kalıcılığını korur. Kalıcılık kullanılan ürünün yoğunluğu ve uygulama bölgesine göre değişir. |
|
İyileşme Süreci |
İşlem sonrası hafif şişlik, morluk ve kızarıklık görülebilir. Çoğunlukla aynı gün sosyal yaşama dönülebilir. |
|
Kalıcılık |
Geçici bir uygulamadır. Vücut zamanla dolguyu metabolize eder. Düzenli uygulamalarla etkinlik süresi uzayabilir. |
|
Aday Kriterleri |
18 yaş üzeri, hamile veya emzirme döneminde olmayan, cilt enfeksiyonu bulunmayan ve dolgu içeriğine alerjisi olmayan bireylerde uygulanabilir. |
|
Riskler ve Komplikasyonlar |
Şişlik, morluk, enfeksiyon, asimetri, nodül oluşumu, damar tıkanıklığı (nadiren) ve dolgu migrasyonu gibi komplikasyonlar olabilir. |
|
Alternatif İşlemler |
Botoks, mezoterapi, PRP, iple yüz askılama, yağ enjeksiyonu gibi yöntemler alternatif olarak değerlendirilebilir. |
|
Uygulama Sıklığı |
Genellikle yılda 1 veya 2 kez tekrarlanması önerilir. Düzenli kontrollerle ihtiyaç belirlenir. |
|
Estetik Amaç |
Daha genç, dolgun ve dengeli yüz hatları oluşturmak, hacim kaybını gidermek, simetriyi artırmak hedeflenir. |
|
Kombinasyon |
Botoks, cilt bakımı protokolleri, lazer uygulamaları ve yüz germe işlemleriyle kombine edilebilir. |
|
Ameliyat Gerektirir mi? |
Hayır. Yüz dolgusu cerrahi bir işlem değildir; minimal invaziv bir estetik prosedürdür. |
|
İşlem Sonrası Öneriler |
İlk 24 saat boyunca ağır egzersiz, sıcak duş, sauna, aşırı mimiklerden kaçınılmalı; dolgu bölgesi ovalanmamalıdır. |
Op. Dr. Sümbül Bayraktar Güzeldağ
Kulak Burun Boğaz Uzmanı
Kulak Burun Boğaz Uzmanı Sümbül Bayraktar Güzeldağ, 1990 yılında Kerkük/Irak’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Kerkük Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde İngilizce eğitim aldı ve 2014 yılında başarıyla mezun oldu. 2016-2021 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı’nda uzmanlık ihtisasını tamamladı. Bu süreçte burun ve yüz estetiği alanında çok sayıda toplantı, eğitim ve kadavra çalışmalarına katılma imkânı buldu. Ardından 2021 yılında Çukurova Devlet Hastanesi’nde Uzman Doktor olarak göreve başladı ve 2021-2025 tarihleri arasında burada çalıştı. Bu dönemde çok sayıda burun estetiği, göz çevresi estetiği, kulak estetiği ve yüz estetiği işlemleri gerçekleştirdi.
Devamını GörüntüleYüz Dolgusu Nedir ve Yaşlanma Sürecinde Neden İhtiyaç Duyarız?
Yüzümüz, yıllar geçtikçe sadece yerçekimine yenik düşmez; aynı zamanda içeriden dışarıya doğru, yavaş ama sürekli bir erime süreci yaşar. Genç bir yüzde cilt altı yağ yastıkçıkları dolgun ve yerli yerindedir, kemik yapı ise cildi gergin tutacak kadar güçlüdür. Ancak zamanla kemik yapıda milimetrik erimeler başlar, o diri duran yağ yastıkçıkları hacim kaybeder ve aşağıya doğru yer değiştirir. İşte bu noktada yüzeydeki derimiz sanki içi boşalmış bir balon gibi bol gelmeye başlar. Bu durum bize yorgunluk, üzgün bir ifade ve sarkma olarak geri döner. Yüz dolgusu uygulamaları, bu biyolojik boşluğu doldurmak için devreye giren medikal bir çözümdür.
Bu işlem cildin altına biyouyumlu jel kıvamındaki maddelerin yerleştirilmesi prensibine dayanır. Ancak buradaki amaç sadece basit bir kırışıklığın içini doldurmak değildir. Asıl hedef, kaybedilen o yapısal desteği geri kazandırmak, ışığın yüzdeki kırılma noktalarını düzeltmek ve daha dinç, daha taze bir ifade yakalamaktır. Modern tıpta kullandığımız dolgular, sadece hacim vermekle kalmaz, aynı zamanda cildin kalitesini artıran, nemlendiren ve biyolojik onarım sürecini başlatan özelliklere de sahiptir. Bu nedenle dolgu uygulamalarını sadece bir makyaj hilesi gibi değil yaşlanmanın anatomik etkilerine karşı yapılan bir restorasyon çalışması olarak görmek çok daha doğrudur. Yüzümüzde hacim kaybının en belirgin olduğu ve dolgu ihtiyacının doğduğu bölgeler genellikle bellidir.
Bu bölgeler şunlardır:
- Şakaklar
- Göz altları
- Elmacık kemikleri
- Orta yüz hattı
- Dudaklar
- Çene ucu
- Çene hattı
- Burun kenarı olukları
Yüz Dolgusu Etki Mekanizması Nasıl Çalışır ve Botokstan Farkı Nedir?
Hastalarımızın poliklinik ortamında en sık karıştırdığı iki kavram dolgu ve botokstur. Bu ikisi aslında birbirinin rakibi değil tamamlayıcısıdır ancak çalışma prensipleri gece ile gündüz kadar farklıdır. Botoks, mimik kaslarını geçici olarak gevşeterek, kas hareketine bağlı oluşan dinamik kırışıklıkları açar. Yani botoks bir “dondurma” veya “gevşetme” işlemidir ve hacim kazandırmaz.
Dermal dolgular ise adı üstünde bir “doldurma” ve “şekillendirme” işlemidir. Kasları bloke etmezler veya mimikleri dondurmazlar. Bunun yerine, hacim kaybı olan bölgelere fiziksel bir destek sağlarlar. Bir çadırın direği çöktüğünde çadır bezi nasıl sarkar ve kırışırsa, yüzdeki kemik ve yağ dokusu azaldığında da cilt sarkar. Yüz dolgusu, o çadır direğini yeniden dikmek gibidir. Cilt altındaki boşlukları doldurarak deriyi yukarı iter, gerginleştirir ve ışığın yüzeyden daha düzgün yansımasını sağlar.
Ayrıca modern dolguların biyolojik bir görevi daha vardır: Cildin hidrobalansını yani nem dengesini sağlamak. Özellikle hyalüronik asit bazlı dolgular, kendi ağırlığının bin katı kadar su tutma kapasitesine sahiptir. Cilt altına yerleştirildiklerinde, sanki bir nem deposu gibi çalışarak cildin daha parlak, canlı ve elastik görünmesine yardımcı olurlar. Yani mekanizma sadece fiziksel bir hacim artışı değil aynı zamanda hücresel düzeyde bir hidrasyon ve canlanma etkisidir.
Hyalüronik Asit (HA) İçerikli Yüz Dolgusu Neden En Güvenli Başlangıçtır?
Estetik tıpta güvenlik her zaman önceliktir ve Hyalüronik Asit (HA), bu güvenlik profilini en üst düzeyde karşılayan maddedir. Bunun temel sebebi, hyalüronik asidin zaten vücudumuzda doğal olarak bulunan bir molekül olmasıdır. Gözlerimizde, eklemlerimizde ve cildimizin her katmanında bu madde mevcuttur. Dolayısıyla laboratuvar ortamında üretilen HA dolguları cildimize enjekte edildiğinde, vücut bunu “yabancı” bir madde olarak algılamaz ve reddetme riski son derece düşüktür.
Ancak HA dolgularını “altın standart” yapan asıl özellik, geri döndürülebilir olmalarıdır. Estetik müdahalelerde hastaların en büyük korkusu “Ya beğenmezsem?” veya “Ya bir sorun çıkarsa?” endişesidir. Hyalüronik asit dolguları, “Hyaluronidaz” adı verilen özel bir enzim ile dakikalar içinde eritilebilir. Bu hem hekim hem de hasta için muazzam bir konfor alanıdır. Eğer sonuçtan memnun kalınmazsa veya nadiren de olsa bir komplikasyon gelişirse, bir antidotumuzun olduğunu bilmek işlemi çok daha güvenli hale getirir.
Bu dolgular geçicidir; vücut tarafından zamanla metabolize edilir ve atılır. Kalıcılıkları kişinin metabolizma hızına, uygulanan bölgenin hareketliliğine ve kullanılan dolgunun yoğunluğuna göre 6 ay ile 18 ay arasında değişir. Bu geçicilik aslında bir avantajdır; çünkü yüzümüz yıllar içinde değişmeye devam eder ve kalıcı bir maddenin yüzümüzde yıllarca aynı şekilde durması, zamanla doğal olmayan görüntülere yol açabilir.
Hyalüronik asit dolgularının en sık kullanıldığı alanlar şunlardır:
- Dudak şekillendirme
- Göz altı ışık dolgusu
- Burun şekillendirme
- Nazolabial çizgiler
- Yüzeysel kırışıklıklar
WhatsApp üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Tedaviler hakkında bilgi almak için butona tıklamanız yeterli.
Kalsiyum Hidroksiapatit (Akıllı Dolgu) ile Yüz Dolgusu Daha Kalıcı mıdır?
Eğer hedefimiz sadece nem vermek veya ince kırışıklıkları açmak değil de güçlü bir lifting etkisi yaratmak ve kemik hatlarını belirginleştirmekse, o zaman devreye “Akıllı Dolgular” veya “Mineral Dolgular” olarak da bilinen Kalsiyum Hidroksiapatit (CaHA) girer. Bu maddeler, dişlerimizde ve kemiklerimizde bulunan kalsiyum yapılarına benzer mikroküreler içerir. Bu dolguların yapısı hyalüronik asitten daha farklıdır ve genellikle daha derin planlara uygulanır.
CaHA dolguların çalışma prensibi iki aşamalıdır. İlk aşamada, tıpkı HA dolgular gibi enjekte edildikleri anda hacim verirler ve boşlukları doldururlar. Ancak asıl büyü, enjeksiyondan birkaç ay sonra başlar. Bu dolgunun içindeki mikroküreler, cildin altındaki fibroblast hücrelerini uyararak “Burada bir onarım yapılması gerekiyor” sinyali gönderir. Vücut, bu mikrokürelerin etrafını yeni, taze kollajen lifleriyle sarmaya başlar. Yani bu dolgular, cilde sadece dışarıdan bir madde vermekle kalmaz, cildin kendi kendini onarmasını ve sıkılaşmasını tetikler.
Bu biyostimülasyon (biyolojik uyarı) etkisi sayesinde, CaHA dolgularının kalıcılığı ve yapısal desteği daha uzundur (genellikle 12-24 ay). Özellikle çene hattını keskinleştirmek, elmacık kemiklerini yükseltmek ve derin yanak çökmelerini toparlamak için mükemmel bir seçenektir. Ancak bu dolguların eritici bir enzimi yoktur; bu nedenle uygulama yapılacak hastanın anatomik analizi ve hekimin tecrübesi kritik önem taşır. Hata payının daha az olduğu, daha ileri düzey bir uygulama tekniğidir.
Yağ Enjeksiyonu Yöntemiyle Yüz Dolgusu Yapılabilir mi?
Kesinlikle mümkündür ve “Otolog Yağ Enjeksiyonu” olarak adlandırılan bu yöntem estetik cerrahinin en güçlü silahlarından biridir. Bu işlemde, vücudun yağ fazlalığı olan bölgelerinden (karın, bel veya basen gibi) alınan yağ dokusu, özel işlemlerden geçirilerek saflaştırılır ve yüzdeki eksik alanlara transfer edilir. Bu yöntem hazır dolgu malzemelerine biyolojik bir alternatiftir.
Yağ enjeksiyonunun en büyük avantajı, %100 doğal olmasıdır. Kendi dokunuz olduğu için alerji riski sıfırdır. Ayrıca yağ dokusu sadece bir dolgu maddesi değildir; içinde kök hücreler barındıran zengin bir doku kokteylidir. Bu kök hücreler, transfer edildikleri bölgedeki cildin kalitesini artırır, rengini açar ve genel bir gençleşme sağlar. Hazır dolgular gibi ofis ortamında 15 dakikada yapılan bir işlem değil ameliyathane koşullarında gerçekleştirilen küçük bir cerrahi prosedürdür.
Sentetik dolguların aksine, yağ enjeksiyonunda transfer edilen yağ hücrelerinin bir kısmı vücut tarafından emilse de kalan kısmı (genellikle %40-60’ı) ömür boyu kalıcıdır. Yani yaşayan bir doku nakli yapmış oluruz. Bu yöntem genellikle yüzünde genel bir hacim kaybı olan çok zayıf yüzlü veya cerrahi bir işlem (yüz germe gibi) planlanan hastalarda tercih edilir.
Yağ enjeksiyonunun avantajları şunlardır:
- Biyolojik uyumluluk
- Kalıcılık potansiyeli
- Kök hücre desteği
- Cilt kalitesinde artış
- Alerji riski olmaması
Yüz Dolgusu Öncesi Değerlendirme ve Hasta Seçimi Nasıl Yapılır?
Bir elinde enjektör olan herkes dolgu yapabilir gibi görünse de başarılı ve güvenli bir sonuç için en kritik aşama enjeksiyon anı değil öncesindeki analiz sürecidir. Her yüz parmak izi gibi eşsizdir. Damar yapısı, kasların çekme gücü, kemik asimetrileri ve cildin kalınlığı kişiden kişiye değişir. Bu nedenle “herkese aynı doz, aynı noktaya” yaklaşımı estetik tıpta felakete yol açabilir.
Uygulama öncesinde detaylı bir tıbbi öykü almak zorunludur. Hastanın kan sulandırıcı ilaç kullanıp kullanmadığı, aktif bir enfeksiyonu olup olmadığı, bağışıklık sistemi hastalıkları veya hamilelik durumu mutlaka sorgulanmalıdır. Örneğin basit bir uçuk (herpes) öyküsü olan bir hastada, dudak dolgusu işlemi virüsü tetikleyebilir; bu nedenle önleyici tedavi gerekebilir.
Ayrıca hastanın beklentilerinin gerçekçi olması gerekir. Dolgu uygulamaları bir sihirli değnek değildir. Çok sarkmış, doku kalitesi tamamen kaybolmuş bir ciltte sadece dolgu ile mucize yaratmaya çalışmak, “aşırı şişirilmiş” ve doğal olmayan yüzlere (yastık yüz sendromu) neden olabilir. İyi bir hekim, hastasına neyin yapılabileceğini değil bazen neyin yapılmaması gerektiğini de söyleyen kişidir. Bütüncül analiz, yüzün sadece bir bölgesine odaklanmak yerine, tüm yüzün harmonisini gözetmeyi gerektirir.
Uygulama yapılmaması gereken durumlar şunlardır:
- Gebelik
- Emzirme
- Aktif enfeksiyon
- Kanama bozuklukları
- Ağır otoimmün hastalıklar
Ameliyatsız Burun Estetiği (Non-Cerrahi Rinoplasti) İçin Yüz Dolgusu Nasıl Kullanılır?
Burun, yüzün tam ortasında yer alan ve ifademizi en çok belirleyen organdır. Burun estetiği denilince akla hemen ameliyat gelse de günümüzde dolgu uygulamaları ile birçok burun kusuru kamufle edilebilmektedir. Bu işlem özellikle burnunda hafif kemeri olan burun ucu düşük olan veya daha önce ameliyat olmuş ancak ufak düzensizlikleri kalmış hastalar için harika bir seçenektir.
KBB uzmanları ve yüz cerrahları olarak burun anatomisine, kıkırdak yapılarına ve en önemlisi burun bölgesindeki karmaşık damar ağına hakimiyetimiz, bu işlemi güvenle yapabilmemizi sağlar. İşlem sırasında dolgu maddesi, burun kemerinin arkasına veya ucuna enjekte edilerek, optik bir illüzyonla burnun daha düz ve kalkık görünmesi sağlanır. Aslında burna hacim eklenir ancak doğru noktalara yapıldığında burun daha küçük ve zarif görünür.
Bu işlemin en güzel yanı hastanın sonucu elinde ayna ile anında görebilmesidir. İyileşme süresi yoktur, kişi hemen sosyal hayatına dönebilir. Ayrıca cerrahi korkusu olan veya ameliyat sonucunun nasıl olacağından emin olamayan hastalar için bir “deneme sürüşü” niteliğindedir. Ancak unutulmamalıdır ki burun dolgusu nefes alma problemlerini çözmez veya çok büyük, aşırı eğri burunları küçültmez.
Burun dolgusu ile düzeltilebilecek durumlar şunlardır:
- Burun kemeri
- Burun ucu düşüklüğü
- Hafif asimetriler
- Burun kökü çukurluğu
- Ameliyat sonrası düzensizlikler
WhatsApp üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Tedaviler hakkında bilgi almak için butona tıklamanız yeterli.
Jawline (Çene Hattı) Yüz Dolgusu İfadeyi Nasıl Güçlendirir?
Son yılların en popüler uygulamalarından biri olan Jawline dolgusu, sadece moda olduğu için değil yüz estetiğindeki “Altın Oran” kurallarına hizmet ettiği için bu kadar revaçtadır. Güçlü ve belirgin bir çene hattı, hem kadınlarda hem de erkeklerde gençlik, dinamizm ve kararlılık ifadesi verir. Yaşlanmayla birlikte çene kemiği küçülür ve üzerindeki dokular gevşeyerek “gıdı” bölgesine doğru sarkar. Bu da yüz ovalinin bozulmasına ve yüzün boyunla birleşmiş gibi görünmesine neden olur.
Jawline dolgusu ile çene köşesinden çene ucuna kadar olan hat belirginleştirilir. Bu işlem sarkan dokulara adeta bir “çit” görevi görerek cildi toparlar ve yüz ile boyun arasındaki ayrımı keskinleştirir. Sadece yaşlanma belirtileri için değil yapısal olarak çenesi geride olan (retrognati) veya çenesi çok küçük olan genç hastalarda da profil dengesini sağlamak için uygulanır.
Çene ucunun hafifçe öne ve aşağıya uzatılması, gıdı görünümünü azaltır ve burnun daha küçük algılanmasını sağlar. Kadınlarda daha “V” şeklinde zarif bir hat hedeflenirken, erkeklerde daha köşeli ve geniş bir çene yapısı oluşturularak maskülen ifade güçlendirilir. Çene hattı uygulamalarında genellikle daha sert ve kalıcılığı yüksek dolgular tercih edilir.
Orta Yüz ve Şakak Bölgesi Yüz Dolgusu Neden Önemlidir?
Aynaya baktığınızda kendinizi yorgun hissediyor ancak sebebini bulamıyorsanız, sorun muhtemelen orta yüz bölgesindeki hacim kaybıdır. Yanaklardaki dolgunluk, gençliğin en belirgin işaretidir. Bu bölge boşaldığında göz altları daha çukur görünür, burun kenarındaki çizgiler (nasolabial oluklar) derinleşir ve yüz aşağı doğru süzülür. Orta yüz, yüzün taşıyıcı kolonu gibidir; burası zayıflarsa tüm bina aşağı sarkar.
Orta yüz dolgusu, elmacık kemiklerinin üzerine ve yanak bölgesine yapılarak yüzü “yukarı” taşır. Bu bölgeye yapılan müdahale, bir taşla iki kuş vurmak gibidir: Hem yanaklar dolgunlaşır hem de oluşan lifting etkisiyle göz altı torbaları kamufle edilir ve burun kenarındaki çizgiler hafifler. Yüz daha üçgen ve genç bir forma kavuşur.
Şakak bölgesi ise genellikle ihmal edilen ancak yüzün çerçevesini oluşturan kritik bir alandır. Şakaklardaki çökme, kaşların düşmesine ve yüzün “iskeletsi” bir görünüm almasına neden olur. Bu bölgeye yapılan dolgu, kaş kuyruğunu yukarı kaldırır, bakışları açar ve alnın daha pürüzsüz görünmesini sağlar. Bu dokunuşlar, kişinin yüz ifadesini değiştirmeden, sadece “iyi uyumuş” ve dinlenmiş görünmesini sağlayan stratejik hamlelerdir.
Kanül Tekniği ile Yüz Dolgusu Yapmanın Avantajları Nelerdir?
Dolgu uygulamalarında kullanılan teknik, en az kullanılan malzeme kadar önemlidir. Geleneksel olarak dolgular keskin uçlu iğnelerle yapılır. Ancak son yıllarda, özellikle güvenlik ve konfor odaklı hekimler olarak “kanül” kullanımını daha sık tercih ediyoruz. Kanül, ucu küt (keskin olmayan) ve esnek, ince bir borucuktur.
Ciltte iğne ile açılan tek bir minik giriş noktasından girilerek, geniş bir alana dolgu yapılmasına olanak tanır. Kanülün ucu küt olduğu için, cilt altındaki damar ve sinirleri kesmez, onların yanından nazikçe sıyrılıp geçer. Bu durum hem hasta güvenliği hem de işlem sonrası konfor açısından büyük bir devrimdir. Özellikle göz çevresi, şakak ve çene hattı gibi damar yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde kanül kullanımı, uzman bir elin imzasını taşır. Elbette bazı ince rötuşlar ve cilt yüzeyine çok yakın çalışmalar için hala ince uçlu iğneler vazgeçilmezdir.
Kanül kullanımının sağladığı avantajlar şunlardır:
- Daha az morarma
- Daha az şişlik
- Damar hasarı riskinin azalması
- Tek giriş noktasından geniş alana ulaşım
- Daha homojen dağılım
Yüz Dolgusu Sonrası İyileşme Süreci ve Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?
Dolgu uygulamaları “öğle arası estetiği” olarak bilinse de sonuçta tıbbi bir işlemdir ve dokuda bir iyileşme süreci vardır. İşlemden hemen sonra hafif bir kızarıklık, ödem (şişlik) ve iğne giriş yerlerinde minik kabuklanmalar olması son derece normaldir. Özellikle dudak bölgesi çok hassas olduğu için, işlemden sonraki ilk 24-48 saat ödem belirgin olabilir.
Hastalarımızdan istediğimiz en önemli şey sabırdır. Dolgu yapıldığı andaki görüntü nihai sonuç değildir. Ödemin inmesi ve dolgunun dokuyla bütünleşip su tutarak oturması yaklaşık 2 hafta sürer. Bu süre zarfında aşırı sıcak ortamlardan ve ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmak gerekir. İlk birkaç gün bol su içmek, hyalüronik asit dolgusunun su tutma kapasitesini artırarak sonucun daha güzel olmasına yardımcı olur. Ayrıca işlemden sonraki 2 hafta içinde kontrole gelmek çok önemlidir.
Uygulama sonrası uzak durulması gerekenler şunlardır:
- Hamam
- Sauna
- Ağır sporlar
- Yüz masajı
- Aşırı sıcak içecekler
- Alkol tüketimi
Yüz Dolgusu Uygulamalarının Riskleri Var mıdır?
Hiçbir tıbbi işlem %100 risksiz değildir ve hastaların bu konuda şeffaf bir şekilde bilgilendirilmesi gerekir. Dermal dolguların en sık görülen yan etkileri morluk, şişlik ve geçici hassasiyettir. Bunlar basit ve geçici durumlardır; birkaç gün içinde kendiliğinden geçer. Ancak çok daha nadir görülen fakat ciddi komplikasyonlar da mevcuttur.
Bunların en önemlisi “vasküler oklüzyon” yani dolgu maddesinin bir damarı tıkaması veya damara baskı yapıp kan akışını durdurmasıdır. Bu durum doku beslenmesinin bozulmasına yol açabilir. İşte tam bu noktada işlemi yapan kişinin anatomik bilgisi hayati önem taşır. Bir KBB uzmanı veya Yüz Cerrahı, yüzün hangi derinliğinde hangi arterin geçtiğini, hangi bölgenin “tehlikeli bölge” olduğunu adı gibi bilir.
Olası bir damar tıkanıklığı şüphesinde (ki bu genellikle işlem anında şiddetli ağrı ve ciltte beyazlaşma ile kendini belli eder), derhal müdahale edilmelidir. Hyaluronidaz enzimi ile dolgunun eritilmesi, kan akışını artırıcı ilaçlar ve özel masaj teknikleri ile bu durum yönetilebilir. Bu nedenle dolgu yaptıracağınız kliniğin sadece dolgu yapmayı değil komplikasyon yönetmeyi de biliyor olması, sağlığınız için en büyük güvencenizdir.
Kombine Yüz Dolgusu Tedavileri ile Bütüncül Yaklaşım Nedir?
Yüz gençleştirme tek bir enstrümanla değil bir orkestra ile yönetilen bir süreçtir. Sadece dolgu uygulaması bazen tek başına yeterli olmayabilir. En doğal ve etkili sonuçlar, farklı teknolojilerin ve yöntemlerin bir arada kullanılmasıyla elde edilir. Bu bütüncül yaklaşım hastanın ihtiyacına göre şekillenir.
Örneğin cildi çok gevşemiş ve sarkmış bir hastada sadece dolgu ile yüzü germeye çalışmak, yüzün aşırı şişmesine neden olur. Bu durumda önce enerji bazlı cihazlar veya ip askı yöntemleri ile cildi sıkılaştırmak, ardından kalan hacim eksikliklerini dolgu ile tamamlamak çok daha zarif bir sonuç verir. Aynı şekilde göz çevresindeki kırışıklıklar için önce botoks ile kasları gevşetmek, ardından kalan ince çizgileri dolgu ile desteklemek kalıcılığı artırır. Eğer doku kaybı ve sarkma çok ileri boyuttaysa, cerrahi yüz germe ameliyatları düşünülmeli ve dolgu, cerrahiyi tamamlayan bir dokunuş olarak kullanılmalıdır.
Sık tercih edilen kombinasyonlar şunlardır:
- Dolgu ve Botoks
- Dolgu ve İp Askı
- Dolgu ve Mezoterapi
- Dolgu ve Lazer tedavileri
- Dolgu ve Gençlik aşıları
Sıkça Sorulan Sorular
Yüz dolgularının kalıcılığı kullanılan maddeye bağlı olarak değişir. Hyaluronik asit bazlı dolgular genellikle 6 ila 18 ay etkili olurken, bazı kalıcı dolgular birkaç yıl sürebilir.
Doz aşımı veya deneyimsiz uygulamalar yüzün ifadesini bozabilir. Ancak uygun miktar ve teknikle yapılan dolgular doğal, taze bir görünüm sağlar ve abartılı olmaz.
Dolgu mimik kaslarını etkilemez, bu nedenle ifadelerde bir donukluk yaratmaz. Kas hareketlerini etkileyen uygulama botoks olduğu için dolgu sonrasında mimikler korunur.
Hamilelik ve emzirme dönemlerinde dolgu uygulamaları önerilmez. Bu süreçte hormonal değişimler ve olası alerjik riskler nedeniyle estetik işlemler ertelenmelidir.
İlk 24 saat ağır egzersizden, sıcak duşlardan ve yüz masajından kaçınılmalıdır. Ayrıca dolgu yapılan bölgeye baskı uygulanmamalı, alkol ve kan sulandırıcı ilaçlardan uzak durulmalıdır.
Elmacık kemikleri, nazolabial çizgiler (burun-ağız arası), çene hattı, dudak çevresi ve göz altı en sık dolgu uygulanan alanlardır. Her bölgenin ihtiyacına göre özel dolgu tipi seçilir.
Hyaluronik asit bazlı dolgular vücutla uyumlu olduğu için alerjik reaksiyon riski çok düşüktür. Ancak geçmişte dolguya tepki göstermiş kişilere uygulanmadan önce test önerilir.
Erkeklerde daha keskin hatlar ve maskülen bir ifade hedeflenir. Bu nedenle dolgu miktarı, yerleşim ve açılandırma kadınlardan farklı tekniklerle planlanır.
Hyaluronik asit dolguları gerektiğinde hyaluronidaz adlı enzimle eritilerek geri alınabilir. Ancak kalıcı dolguların çıkarılması genellikle cerrahi gerektirir ve daha zordur.
Dolgu, yaşlanma belirtilerini azaltır ve hacim kaybını geçici olarak düzeltir. Ancak cilt elastikiyeti azalmış ileri yaşlarda tek başına yeterli olmayabilir, kombin tedaviler gerekebilir.

